Anasayfa İnegölümüz Övünçlerimiz Derneğimiz Yönetimimiz Üyelik Etkinliklerimiz Özel Albümler Görüş / Önerileriniz Bize Ulaşın












Evet, bir tek hayalim var: Bir saç te- line İstanbul panoraması çizmek
 
 

Minyatür boyutlarda resim konusunda uluslararası gururumuz:

Ressam Hasan KALE: "Evet, bir hedefim, bir  hayalim var. Bir saç teline İstanbul panoraması çizmek…

 

 
 ”İşte o zaman doğduğum yere, ülkeme, insanıma, kültürüme, İstanbul'umuza hizmet etmiş sayacağım kendimi... Bunu dünya duyacak… Bu, çok ama çok ciddi bir iş. Ben yüreğimi koymaya hazırım. Bu iş için bana sponsor olabilecekler gerek. Ona göre malzeme ve imkanlar gerek…”

 

      İstanbul'da kurulmuş ve İnegöl'ü İstanbul'da yaşayan ve yaşatanların örgütü İNEGÖL DAYANIŞMA DERNEĞÎ'nin düzenli olarak sürdürdüğü SİMİTLİ PAZAR KAHVALTI ve SOHBETLERİ'nin Nisan ayı konuğu: Resim sanatında, özellikle minyatür boyutlarda resim konusunda hepimizin gurur kaynağı Hasan KALE, "İnegöl'den minyatür resim sanatçılığına uzanan serüvenim..." konulu sohbette, hemşehrileriyle buluştu.

      Hasan KALE, İstanbul'da yaşam kavgasını sürdürürken 80'li yıllarda bir ajanstan, "bir kibrit kutusuna 20 kişi çizebilir misin?" diye bir teklif alıyor. Bu kibrit kutusu, içindeki gerçeği, Hasan KALE'yi çıkarıyor. Bu, kimsenin cesaret edemediği, sanatla birleşen yüreğin nelere kadir olacağını gösteriyor... Bu günlere açılan bir yol oluyor... 
 
 
 
Resim sanatında, özellikle minyatür resim sanatında uluslararası tanınmışlığıyla İnegöl'lüler için bir gurur kaynağı
Ressam Hasan KALE'den:
"İnegöl'den minyatür resim sanatçılığına uzanan serüvenim..."
 
      Nisan ayında, önceki ayın konukları İnegöllü yönetmenler Ezel AKAY ve Tamer İPEK'ten sonra yine bir sanatçıyı, hem de uluslararası bir üne sahip birini ağırlamak, derneğimizin sanata ve sanatçıya verdiği değerin bir göstergesi...
      Bu sanatçı, bir ressam... Hem de İnegöllü... Yapıtları, onu diğerlerinden ayırıyor. Makrodan mikroya çalışabilen tek ressam... Her ressam gibi devasa ebatlarda resimler de yapabiliyor... Toplu iğne başına da...
      O'nu diğerlerinden farklı kılan da bu özelliği... Sanatının ölümsüzlüğünü, yeteneğinin sınırsızlığını sadece tuvallerde değil; yusufçuk'un, arı'nın, kara sineğin; hatta minik bir serçenin kanatlarında bile kullanabiliyor.
      Sadece bu kadar mı? Bir erişte, bir fyonk, bir spagetti makarna onun fırçası altında herkesi hayrete düşüren bir sanat eserine dönüşüyor. Bizlerin kilo ile tükettiği kuru fasulye, mercimek veya bir pirinç tanesi, sanatçımız için bir tuval... Bir kibrit çöpü, bir vida başı, bir çivi başı hatta bir toplu iğne başı bile...
      Bu sanatçı: gururumuz Hasan KALE...
      O'nu asıl izlemesi gerekenler ise, sanata ve sanatçıya duyarlı olan hemşehrilerimiz olmalı... Daha sıcak, daha sıradışı bir atmosfer için, davetlilerimizi bile sınırlı tutuyoruz...
       

 
      Kahvaltı esnasında sanatçımız Hasan KALE'nin masa masa dolaşması, hemşehrileriyle tek tek sohbet etmesi, bu özel günün çok farklı olacağının ipuçlarını veriyor...
 

 
      Kahvaltı sonrası tavşan kanı sıcak çaylar içilirken, her zamanki espri yüklü üslubuyla sözü başkan Haluk ÖZSARAÇ alıyor. Böyle büyük bir sanatçının yanına, ancak Onursal Başkanımız Asaf ÖZER yakışır diyor ve kendisinden istirham ediyor. Derneği anlatıyor; faaliyetlerimizi anlatıyor... Bugünün, hemşehrilerimiz adına ne kadar önemli bir gün olduğunu ayrıca vurguluyor...
 

 
      ÖZSARAÇ, Özgeçmiş okunmak üzere, dernek genel sekreteri Mustafa ARCA'yı davet ediyor. ARCA da muhteşem özgeçmişi, hemşehrilerimizin gıpta dolu bakışları altında tane tane okuyor... Tabi, sanatçımızın mütevaziliği; sadece gerçek sanatçılarda rastlanan övülme ve alkışlanma karşısındaki ürkme güdüsü gözlerden kaçmıyor.
 
      Söz artık, sanatına yüreğini koyan hemşehrimizde; gururumuz Hasan KALE'de...
 
      Hayatının İnegöl'deki kesitini anlatıyor. Tanrı vergisi ellerin, Anadolu'daki bir çok genç gibi, az kalsın bir kaportacı çırağı elleri olmaktan kurtulduğundan bahsediyor... Kayıp bir dönem olan 70'li yılların zorluklarına dikkat çekiyor... İçindeki, farklılığı hissediyor. İçindeki sese kulak verdiğini söylüyor...
      Farklı kişiliği ve sıradışılığı, onu ilkokuldan beri resim ve çizgilere bağlıyor... Sanatçı kişilik ve incelik, dünyasını sarıyor. Sanatına ilişkin eğitim almayı bir ara düşünüyor; ama, güzel sanatlardaki öğrenci profili, ona hiç mi hiç uymuyor. Askere gidiyor. Geliyor ve ardından İstanbul... O'nu bugünlere taşıyan ilk durak...
 

 
      İstanbul'da yaşam kavgasını sürdürürken 80'li yıllarda bir ajanstan, "bir kibrit kutusuna 20 kişi çizebilir misin?" diye bir teklif alıyor. Bu kibrit kutusu, içindeki gerçeği, Hasan KALE'yi çıkarıyor. Bu, kimsenin cesaret edemediği, sanatla birleşen yüreğin nelere kadir olacağını gösteriyor... Bu günlere açılan bir yol oluyor... 
      Tekliflerin ardı arkası kesilmiyor. İlk yıl, ülkemiz yetmezmiş gibi İsveç Krallığı, Fransa vb ülkelere yapılan işlere imza atmaya başlıyor Hasan KALE..
      İkinci yıl, başta Kültür Bakanlığı olmak üzere, Sadberk Hanım Müzesi gibi, bir çok kültür mekanı ve sanat galerisinde Hasan KALE imzalı eserler yer almaya başlıyor.
      Çevresindeki insanlar farklılaşıyor. Çizgileri değişiyor. Renk anlayışı gelişiyor. Ve resimde bir Hasan KALE tarzı çıkıyor.
      O ürkek Hasan KALE'nin yerini, daha güçlü ve kendinden daha emin bir Hasan KALE alıyor.
      Bir şeyler ortaya koyuyorum, diyor Hasan KALE. İnsanlar hayranlıkla izliyor. Bir taraftan normal ölçülerde resim yapıyorum. Diğer taraftan ise, ünlü firmalar ve kişilere takı ve benzeri tasarımlar yapıyorum. Bir çok önemli kişide imzam olan kol düğmlerim, rozetlerim var. Bu kişiler arasında cumhurbaşkanları, krallar bile var... Bir çok ünlünün göğsünde, boynunda, kulağında, parmağında imzam olan mücevherler var...
      Diğer bir taraftan da benim için bambaşka bir tarz olan küçük objlere uyguladığım, yüreğimi koyduğum yapıtlar var...
      Fasülyenin, mercimeğin üzerine; sineğin kanadına resim yaptım diyorum. İnsanlar şaşırıyor. Cebimden çıkarıp gösteriyorum.
      Bir gece saat 03.00'de uyanıyorum. Kendime: Hasan sen bu resimleri ne kadar daha küçük objelere yapabilirsin? diye soruyorum. Belki biraz abartı ama. Bu bana müthiş bir haz, müthiş bir keyif veriyor.
      Duramıyorum. Hemen malzemelerimi alıyor ve başlıyorum resim yapmaya... Zamanın nasıl geçtiğini bile anlamıyorum. 
      Soruyorlar: Nasıl yapıyorsuın? diye. Sadece yüreğimi koyuyorum diyorum. Hemde tanrının bana bahşettiği bu çıplak gözle diyorum. Canlı TV porgramlarına davet ediliyor ve herkesin gözü önünde yapıyorum. İnsanların şaşkın bakışları müthiş bir keyif veriyor.
      Bu gözleri ve elleri incelemek isteyen, bu beyni incelemek isteyen bilim adamları çıkıyor. Yaptığım iş, bir üniversitede tez konusu bile oldu. Kafayı yemiş, kafayı sıyırmış diyorlar. Desinler umursamıyorum bile...
 
      Çok büyük bir dikkat, çok büyük bir sorumluluk ve sabır gerektiren bir iş bu benim yaptığım. Sinirleriniz sağlam değilse, yapamazsınız. Bir milimetreye bir sürü çizgi çizebilirim mesela.. Biliyorum bu bir abartı ama, müthiş bir keyif alıyorum.
      Yaptıklarım, çok önemli kişilerde ve müzelerde. Fasülye ve diğer objeler üzerine çizilmiş Fatih Sultan Mehmet'ten diğer padişahlara kadar çok sayıda eserim var... Sadece bunlar mı? Pirinç tanesi ya da sinek kanadı üzerine çizilmiş bir çok eserim var...
      Özel talepler de geliyor. Karşılamaya çalışıyorum. Tabii bunların ciddi bir bedeli var. Herkesin yaptığı ve yapabildiği bir şey değil bu. Farklılık da burada zaten. Böyle bir esere sahip olmak da ayrıcalık. Tek nüsha...
      Ayrıca yaptıklarımın hiçbiri, bir diğerine hiç ama hiç benzemiyor. Yapamam ki. Bir kere bu mümkün değil. Ben fotokopi makinesi de değilim. Zaten işin özü de burada.
      Bu işin başka zorlukları da var.     
      Bir kere, bir işe başladınız mı; o işi artık bitirmeden bırakamazsınız. Biraz ara vereyim, yarın ya da bir kaç gün sonra devam ederim derseniz; o zaman hangi renk karışımlarını kullanmıştım diye hatırlamazsınız bile. İşte o zaman işin büyüsü bozulur.
      Benim farklılığım, bu işi çıplak gözle ve bildiğiniz fırçalar ve bildiğiniz boyalarla yapışımdan geliyor. Bu işi dünyada yapan var mı? derseniz; bir kaç kişi var. Fakat mikroskoplar, büyüteçler, özel yapım gözlükler kullanıyorlar. Özel fırçalar  kullanıyorlar.  Özel  boyalar kullanıyorlar. Ben ise, hep geleneksel malzemeleri kullanıyorum. Benim farkım bu...
      İnsanların nefret ettiği kara sinek, benim malzemem. Pilavı ya da makarnayı çok seviyor olabilirsiniz. Pirinç ve erişte makarna, spagetti makarna da benim malzemem. Kibrit çöpü, çivi, vida ya da toplu iğne benim malzemem. Fırçam ve renklerim benim dünyam...
 
     Merak ediyorlar, hangi eğitimi aldım? Hocalarım kim? diye... M. Siyahkalem, Levni, Nakkaş Osman. Hiç biri yaşamıyor. Ben, onlar yaşarken yoktum zaten. Ama bunlar benim hocalarım...
      Nasıl hiç hocası olmadan belli yerlere ulaşıyorsunuz? diye merak ediyorlar. Arka planını araştırıyorlar. Böyle bir arka plan yok. Sadece yüreğim, ellerim ve gözlerim var...
 
 
  
      Şöhret peşinde olmadım. Sadece kendi dünyamda yaşıyorum... O kadar çok sergim de olmadı... Mütevazi bir kaç ödülüm var. Bu bana yetiyor. Bazen bir yerde eserimi gördüğümde, garip bir haz alıyorum. Keza bazı kişiler, imzam olan eserin sahibini bile tanımıyorlar. Ama ben bundan müthiş keyif alıyorum.
 
      Bunları yapan hangi manyak diyorlar. Kafayı sıyırmış diyorlar. Bunları duyunca hiç şaşırmıyorum. Aksine keyif alıyorum ve bunları iltifat kabul ediyorum.
      Birgün bir kurum yararına yapılan karma bir sergide, bir başhekim sergiyi gezerken "Kim bu manyak?" diyor ve diğer meslektaşlarını ve asistanlarını benim eserlerimin olduğu yere çağırıyor. Kendi aralarında konuşurlarken, yanlarına yaklaşıyor ve "o manyak benim" diyorum. Uzaydan gelmiş bir yabancı gibi inceliyorlar. Ardından tabi özür diliyorlar. Ben ise, acayip keyif alıyorum.
      Bunların hepsi keyif verici şeyler. Para için, şöhret için yapılmaz. Keza herşey para değildir. Şöhret değildir. Ama maalesef, şöhretimiz istemesem de yayılıyor. Sadece ülkemizde değil; yurtdışında da...
      Hatta benden izin alarak bu yaptıklarımı Guinesse rekorlara götürenler oldu. Böyle bir kategorimiz yok demişler. Bakın buna üzüldüm ne yalan söyleyeyim. Ama onlar da bir gün mutlaka kabul edecekler. Buna inanıyorum.
      Bu yaptıklarım çok enteresan işler. Çoğu insan gözlerinin bozuk olduğunu, yaptıklarımı seyretmeye kalkınca farkediyor. Göz sağlığına bile katkı yapıyorum.
      Kim ne derse desin. Aldırmıyorum bile. Örneğin kırkayak denen böceğin ayaklarına bile resim çizmeyi düşünüyorum. Üretmek, sadece üretmek istiyorum. Bunlar, beni hayata bağlıyor. Tanrı benden bu güç ve kuvveti geri alıncaya dek, bu sürecek...
 
      Bir şeyler üreten insanın hep genç kalacağını düşünüyorum.
      Kısaca, ben aşık olduğum bir şeyin, sevdiğim bir şeyin peşinden, 6 yaşımdan beri koşuyorum. Hedefin var mı? diye sorabilirsiniz. Evet var!
      Hedefim, hayalim: Bir şaç teline İstanbul panoraması çizmek. İşte o zaman doğduğum yere, ülkeme, insanıma, kültürüme, İstanbul'umuza hizmet etmiş sayacağım kendimi.. Bunu dünya duyacak.
      Bu, çok ama çok ciddi bir iş. Ben yüreğimi koymaya hazırım. Bu iş için bana sponsor olabilecekler gerek. Ona göre malzeme ve imkanlar gerek.
      Evet bir hedefim, bir hayalim var..." Bir saç teline İstanbul panoraması çizmek " diyor Hasan KALE...
 
      Şimdiye kadar rastlanmamış bir durum... Sanki hipnozdan uyanılıyor. Sanki trans halinden çıkılyor. Hemşehrilerimiz kendilerine ancak geliyorlar... Ve şimdiye kadar kesintisiz süren sessizlik, birden bire bozuluyor.
 
      Yoğun ve kesintisiz alkışlar, uluslararası gururumuz Hasan KALE için... Hem de bitmek bilmemecesine...
 
      Sözü tekrar Başkan ÖZSARAÇ alıyor ve Hasan KALE'ye teşekkür ediyor. Sorusu olan var mı diye sorduğunda: Bir çok parmak aynı anda kalkıyor. Tıpkı ilkokul öğrencileri gibi...
      Hemşehrilerimiz nasıl bir fırça kullanıyorsun? diye soruyorlar. Ne tür bir boya kullanıyorsun? diye soruyorlar. Örneğin sineğin kanadına resim yapmadan önce herhangi bir operasyon yapıp yapmadığını? soruyorlar. Sabrının sınırı nereye kadar? diye soruyorlar.
 
 
 
      Bir fizik öğretmeni olan hemşehrimiz Selahattin YAVUZÇETİN, bir fizik kuramından ve nano teknolojiden bahsederek gururumuz Hasan KALE'ye 1 mm alana nasıl bu kadar çok çizgiler çizebildiğini soruyor.
      Hasan KALE tüm soruları yanıtlıyor. Aslında cevap çok basit: Normal bildiğimiz samur fırça, bildiğimiz su bazlı boyalar ve işe yüreğini koymak... 
 
      Sıra, artık derneğimizin konuklarına sunduğu şükran plaketinin verilmesinde. Hasan KALE başkanımızdan evvel davranıyor, günü anısına nadide eserlerinden bir parçayı derneğimize hediye ediyor. Ve her zaman derneğimizin emrinde olduğunun sözünü vererek...
  
 
      Başkanımız da dernek adına almış olduğu bu nadide sanat eseri için teşekkür ediyor ve derneğimizin şükran plaketini sunmaktan büyük bir kıvanç duyduğunu belirterek geleneksel şükran plaketimizi Hasan KALE'ye sunuyor...
  
 
      Bu tarihi an hemşehrimizin cep telefonlarındaki kameralarla da saptanıyor. Hemen hemen herkes, cep telefonu kameralarıyla bu tarihi anı, kendi özel albümlerine taşıyor... 
 
      Artık sıra, hatıra fotoraflarının çekilmesinde... Yönetim kurulu ve hemşehrilerimiz gururumuz Hasan KALE ile aynı karede yer almış olmaktan çok mutlular. Bu açıkça farkediliyor...
 
 
      Hemşehrilerimiz bitmek tükenmek bilmeyen meraklarını gidermek için Hasan KALE'nin etrafını sarıyor ve Hasan KALE'yi soru yağmuruna tutuyorlar... Gururumuz Hasan KALE de bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle hepsini keyifle cevaplıyor...
 
 
      Diğer bir kısım hemşehrilerimiz ise, ellerindeki büyüteçlerle eserleri inceliyor. Hemde büyük bir şaşkınlık ve beğeniyle... Ağızlardan düşmeyen ise, hep aynı kelime: Olamaz...
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
      Hangisinin daha güzel olduğuna bir türlü karar verilemiyor...
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
      Hayranlıkla izlenenler, bir daha bir daha seyrediliyor. Eldeki büyüteçleri kimse bırakmak istemiyor...
 
 
 
 
 
 
 
 
 
      İnceleyenlerden sıra diğerlerine gelmeyecek gibi görünüyor. Bir kısım hemşehrilerimiz ise, imza ve kartvizit alma peşinde...
 

 
 
      Hafızalarımızda ayrı bir yeri olacak bir gün yaşadık
 
      Bize böyle bir gün yaşattığın için teşekkürler Hasan KALE...
 
 
 
 
        HASAN KALE

        ÖZGEÇMİŞİ:

 
        1959’da İnegöl’de doğdu.  Çocukluk yıllarından itibaren  resimle ilgilenen sanatçı;  kariyerine İstanbul’da minyatür  çizerek başladı.  Ardından birçok sanat projesine dahil oldu, başka tasarım alanlarıyla ilgilendi. Resim çalışmalarına ara vermeden mücevher tasarımı yapmaya başladı. Alanında çok ünlü birçok mücevher firmasına özel koleksiyonlar hazırladı.(Sur-u Sultani, Siyah Beyaz, Esinlenmeler)

       Minyatür  alanındaki  pratikleri  resimleriyle  birleştiren  Hasan  Kale;  minyatür  sanatını  çağdaş  bir gözle  yorumlamaya  çalışıyor.  Günlük  hayatta  karşılaştığımız,  önemsemediğimiz  objelere-  çivi,  vida,  ipek kozası,  pirinç,  arı kanadı,  toplu iğne başı-  minyatür  resimler  çizen  Hasan  Kale;  bu mikro  çalışmaları  kariyerinin  dönüm  noktası  olarak  görüyor.

       Mikrolar  haricinde,  büyük  tablolarında  da  sanatçının  minyatür  tekniklerinin  bir  yorumunu görebilmek  mümkün.  Sanatçı  detaycı  bir  uslupla;  sanatta  estetiği  herşeyi n  önünde  tutuyor  ve sadece  güzel  eserler  yapmak  istiyor.  Bakış açısı  olaraksa;  Neo-Classic  ve  Neo-Orientalist  sanat akımlarını  kendine  daha  yakın  hissediyor.

 

  Sergiler:
1999-World Gold Council tasarım ödülü; 2000-Fibula Esinlenmeler Koleksiyonu; 2000-İsviçre Sergi, Reflexionen aus der Geschicte im Dialog mit, Schmuck Miniaturen; 2001-İsviçre Sergi,Unterwasserwelt,Schmuck Miniaturen; 2003-Göcek Sergi, Club Rosemarine; 2005-Zen, Sur-u Sultani Koleksiyonu; 2006-Zen, Siyah-Beyaz Koleksiyonu; 2006-Ada Antik ,”Filiz Gibi” Sergisi; 2006-Artistanbul Sanat Fuarı; 2007-Bursa, “Kaftanlar” Sergisi; 2007-İspirtohane, “Kaftanlar” Sergisi; 2008-Pera Sanat Galerisi, “Siyah” Sergisi; 2009-New York Artexpo Sanat Fuarı; 2010-Bursa, Ördekli Kültür Merkezi; 2010-Bursa, İnegöl Kent Müzesi
 
 
 
 
(18 NİSAN 2010 Pazar / Maltepe-İSTANBUL)
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- 
 
 
Yazdır

BAŞKANDAN
 

2010 ve GELECEK YILLAR İÇİN...

   Hatırlanacağı üzere İnegöl'ümüz için bir şeyler yapabilme ve "İne- göl'ü İstanbul'da yaşama" arzusunda olan bizler, İstanbul'daki İnegöllüler olarak daha bir çok şeye imza atma- ya hazırlanıyoruz demiştik.
   Web sitemizin, bizim için çok fay- dalı bir iletişim aracı olacağını ifade etmiştik.
  
2010 ve gelecek yıllar için  müte- vazi planlarımız var. Öncelikle Sİ- MİTLİ PAZAR KAHVALTI SOHBET- LERİ'ni sürdüreceğiz.
   Diğer ifadeyle İnegöl'ümüzün ye- tiştirdiği değerleri ortaya çıkarmaya devam edeceğiz.
  
Düşünülen yeni aktivitemiz ise, İ- negöl markalarının ön plana çıkar- tılma çabalarına bizlerin de destek vermesi şeklinde olacak.
   Bu çaba, belki başta çok yavaş sey redecek. Ancak, zamanla olgunla- şarak yoğun bir etkinlik halini ala- cak.
   Buna inanıyor ve güveniyoruz.      
Devamı için
         Dr.M.Haluk ÖZSARAÇ

Üye Girişi
E-Mail :
Şifre :
Üye Olmak İçin Tıklayınız.
Şifremi Unuttum

DERNEKTEN DUYURULAR
* Aidat ve/veya Bağışlarınızı, "Bize Ulaşın" bölümümüzde belirtilen banka hesabına yatırabilirsiniz.

* Bizlere iletmek istediklerinizi, "Gö- rüş / Önerileriniz" bölümümüzdeki "Hemşehrini Bildir / Öneri / İstek" kısmımıza yazabilirsiniz.

* Bizlere ilişkin duygu ve düşüncele rinizi, "Görüş / Önerileriniz" bölümü müzdeki "Ziyaretçi Defteri" kısmına yazabilirsiniz.

* Etkinliklerimizden haberdar olmak istiyorsanız, "Beni Haberdar Et" bö- lümümüze "Ad-Soyad" ve "E-Mail" adreslerinizi bırakabilirsiniz.

* İstanbul'daki ÜNİVERSİTELİ İNE- GÖLLÜLER, lütfen bizimle irtibata geçiniz.

* Ünlü film yönetmeni EZEL AKAY, "İstanbuldaki Üniversiteli İnegöllü- ler"den mesajlarını bekliyor... (Tıklayınız)

* Ünlü TV yönetmeni TAMER İPEK, "İstanbuldaki Üniversiteli İnegöllü- ler"den mesajlarını bekliyor... (Tıklayınız)

* FACEBOOK'ta "İstanbuldaki Üni- versiteli İnegöllüler" grubu kuruldu.

* ERTELEME DUYURUSU: 16 MA- YIS Pazar günkü, İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı METİN ANIL ile Kahvaltı Sohbeti EKİM ayına ertelenmiştir...

* VEFAT ve BAŞSAĞLIĞI: Onursal Başkanımız Asaf ÖZER'in kızkardeşi SEVİM ORAL, 14 Ağustos'ta İstan- bul'da vefat etmiş; 15 Ağustos ise, İnegöl'de defnedilmiştir. Merhuma Allah'tan rahmet; kederli aileye başsağlığı dileriz.


Anket
İnegöl denince ilk akla gelen?
Köfte
Mobilya
Yeşillik
Oylat Kaplıcaları
Ay Çekirdeği

Beni Haberdar Et
Ad Soyad
E-Posta





Anasayfa Üye Kayıt İletişim
 
Copyright 2009 © inedad.org