İnegöl Dayanışma Derneği (İNEDAD) olarak geleneksel hale gelen Simitli Pazar Kahvaltıları etkinliğimizde Ekim ayında araştırmacı-yazar Sinan Çuluk’u ağırlıyoruz. İstanbulda ki ve İnegöl’deki hemşehrilerimizin , ayrıca Anadolu tarihine, İnegöl tarihine, tarihimize, kültürümüze ilgi duyan tüm dostlarımızın katılabileceği Geleneksel SİMİTLİ PAZAR KAHVATI SÖYLEŞİSİ etkinliğimizde ; SİNAN ÇULUK inegöl tarihinin ilginç bir sayfasını bizlere anlattı.
YouTube dan izleyebilirsiniz;
“OSMANLI DÖNEMİNDE İNEGÖL’ÜN MAHALLELERİ ” SÖYLEŞİSİNİN ANA BÖLÜMLERİ
*Osmanlı devrinde “mahalle” kavramı.
*Osmanlı yönetim teşkilatı içerisinde idari birim niteliğiyle mahallenin yeri.
*Osmanlı döneminde İnegöl’ün ilk mahalleleri olan Cuma, Sinanbey, Yenice mahallelerinin Osmanlı Arşivi’nde bulunan eski kayıtlardan 1. Meşrutiyet’e kadar gözlenebilen panoraması. (Tahrir ve Temettuat Defterleriyle dönemin yetkili birimleri tarafından hazırlanmış raporlara göre).
*Osmanlının çözülme döneminde Balkan ve Kafkas göçlerinin etkisiyle İnegöl’ün değişen idari ve fiziksel yapısı çerçevesinde yeni kurulan Burhaniye, Muradiye, Hamidiye mahalleleri.
Mahalle kültürü;
Şimdi Haluk abi bize böyle bir simitli kahvaltıda konuş dediği zaman benim aklıma İnegöl’ün mahallelerini anlatmak geldi. Çünkü hakikaten biz mahalle kültürünün çocuklarıyız. Bizim dünyaya geldiğimiz zaman İnegöl’de çok yoğun, çok kuvvetli bir mahalle kültürü vardı. Şimdi yok.
Osmanlı devrinde şehircilik açısından ve idari birim açısından en düşük, en küçük, en alt seviyedeki birim mahalle. Öyle mahalle deyip geçmemek lazım. Merkezi otoritenin çok fazla olmadığı zaman diliminde, Osmanlı’nın klasik devrinde, tanzimata kadar en önemli kontrol mahalleler üzerinden icra ediliyordu. Tanzimata kadar mahallelerde biz en yetkili olarak kimi biliyoruz? Muhtarı biliyoruz. Tanzimata kadar imam,” Mahallenin her şeyi”.
Mescit çevresinde çıkmaz sokak
Mahallede imam niye önemli? Çünkü bütün mahalleler bir mescid etrafında şekilleniyor, kuruluyor. Yani insan bir mahalleye geldiği zaman bir grup, üç kişi, beş kişi, üç aile, beş aile derken, hemen bir mescid inşa ediyorlar. Çünkü o mescit, her şey. Bir kere çocukları o mescitte mahalle mektebinde okuyor. Ondan sonra bütün cenaze işleri oradan yapılıyor. Hayatın çok içinde bir yer. Yaşam mecburen mescitlerde ve mescitlerin etrafında şekilleniyor.
Şimdi mescidi ortaya alalım. Etrafında çok bariz olarak da çıkmaz sokaklar vardır. İnegöl’de de çıkmaz sokaklar vardı. Hepsi bir kaygıdan yapılmışlardı. Bir yerden giriş olur mahalleye, Osmanlı klasiğinden bahsediyorum. Yani bir yerden giriş, ondan sonra öbür tarafları çıkmaz. Normal bir yol çıkacaksa bile duvar örerler oraya. Çünkü o sayede mahalle çocukları korunur. Çocuk kaçıranlar çoktu evvelden. Bizi çocukluğumuzda da korkuturlardı. Kaçırırlar falan diye. Çocuk o devirde çok yaşamayan bir şey. Çocuk ölümlerinin binde yetmiş seksen veya daha fazla olduğu düşünülüyor. Bugün binde dört beş. O devirde millet sekiz on çocuk yapıyor. Dört beş tanesi öleceği garanti. 4-5 tanesi yaşarsa Allah kerim diyor. Çocukları korumak için. Çocuklar rahat oynasınlar. Kendi başlarına kalabilsinler. İnsanlar mahallede düğününü, cenazesini rahat yapabilsin. Çıkmaz sokağın gayesi bu.
Tabii onun haricinde; Gayrimüslim ve müslim dini açısından da Mahalleler böyle bir homojenlik arz ediyordu. Ben İstanbul’da, küçükken Koca Mustafa Paşa’yla Samatya arasında otururduk. Kilise vardı, arka tarafta, çan sesiyle uyanılıyordu. Müslümanlarla Hristiyanlar bir arada nasıl yaşıyorlardı? Kavgasız gürültüsüz, kilise bir yerde cami bir yerde. Meğer öyle değilmiş. Bugün o çıkmaz sokaklar ortadan kaldırıldığı için bizim geçişimiz var. Müslüman mahallesinden, Hiristiyan mahallesine geçtik diyebiliyoruz.. Balat, Fener ne bileyim Hristiyan yoğunluğu olan yerlerde. Çıkmaz sokak bölüyordu. Arka taraf Rum mahallesi. Koca Mustafa Paşa’da bir taraf Sümbül Efendi, öbür taraf Ermeni mahallesi oluyordu. Aralarda geçiş yok. Bir yerden giriş. Tabi bu dediklerim Osmanlı’nın geneli. Ancak, bunların belirli bir başlangıç ve bitiş tarihleri var. Bunu gözardı etmemek gerekir. Benim söyleyeceklerim de genel olan şeyler. Yani Tanzimat’a kadar olan dönem mahalle için bir başka dönem. Tanzimat sonrası da başka. Mahallede Tanzimat’ta kadar imam var. Bu imam nikah kıyar, cenaze kaldırır, devletin en önemli temsilcisidir. Mahallede vergiyi tahsil eder. Mahalleden o alınması gereken başka aidatlar falan varsa onları tahsil eder. Muhassıllar çıkınca, bunları muhassıllar tahsil etmeye başladı.
Ayan ne demek?
Bu mahalle teşkilatı içerisinde imamların önemi olduğu kadar, zaman içerisinde tımar sistemi bozulduktan sonra , Ayanlar diye bir grup çıkıyor. Bu ayanlarla imamlar bazen iş birliği yaparak halkı çok fazla sömürüyor. Merkezi idare bunların hakkından gelemiyor. Aşağı yukarı 17. Yüzyılın sonlarından yani 1699 da Karlofça anlaşma tarihinden, 1839’a kadar 140 yıllık bir dönemde Bu topraklarda ayanların hakimiyeti vardı.
Günümüz için söylüyorum, bugün sermaye el değiştiriyor, . Belirli kişiler veya belirli zümrelerde temelküz ediyor. Yani birikiyor, merkezileşiyor. Onun şu an için akıbetinin ne olacağını kestiremiyoruz. Ama 16. Yüzyılın sonunda bu celali isyanlarından itibaren on yedinci yüzyılın ortalarına kadar Türkiye’de bir asayişsizlik var. İhtilaller var, Genç Osman öldürüldü, ondan sonra 2. Mustafa öldürüldü. Tahttan indirildi bunlar. 4. Murat öldü, yerine oğlu geçti 8 sene, Sultan İbrahim tahtta kaldı. Deli İbrahim deriz. Ondan sekiz sene sonrasında tahttan indirilmesiyle, altı buçuk yaşında oğlu tahta geçti. Bu hengâme arasında, memlekette çaktırmadan bir zümre tefecilik, vergi toplama ve tımar sisteminin bozulmasıyla ortada kalan toprakları ele geçirip bunları işlemek suretiyle çok büyük bir sermaye elde etti. Bu sermayeyi elde edince Celali isyanları veyahut da Suhte isyanları sırasında Anadolu’ya dağılan Levent ve Sekban, Sekban kaidesi var. Bunlar askeri zümreler. Parayla bunları silahlı, paralı asker olarak yanlarına aldılar. Bir AYAN’ın en aşağıdan iki bin beş yüz, üç bin silahlı gücü vardı. Bunlar, kendi bölgelerindeki resmi devletin tayin etmiş olduğu beylerbeylere kafa tutabiliyorlar. Beylerbeylerle çok defa savaşıp yendiler. Ve devlet sonuçta, madem ki siz böyle bir güç oldunuz, sizi resmi olarak tanıyorum deyip, bunlara ayan dedi. Bunlara çeşitli yetkileri devretti. Ve bu adamlar da merkezden gelen ferman emirlerini, devletin ve milletin lehine kullanacakları yerde, kendi menfaatlerine kullandılar. Kullandıkları araçlardan bir tanesi de imamlardı. Doğu’da her aşiret liderinin yanında bir tasavvufi şeyh vardı. Dört yüzyıl boyunca böyle geldi. Bugün de aynı gelenek ve aynı sosyolojik durum devam ediyor. Aşiret meclisini dinlemeyen, şeyhi dinleyip ikna oluyordu. Ayan onunla ikna ediyordu yani.
MUHTARLIKLAR
Ayanlar öyle yapmaya başlayınca, üçüncü Selim ve ikinci Mahmut devirlerinde, tanzimata giden yolda, bu böyle olmayacak dediler. Muhtarlık kuralım. Bunun süreci çok uzundur. Kısaca anlatıyorum. Muhtarlık mekanizması kurulunca resmi olarak, Tanzimat dönemine giden yolda biz Devlet olarak sendeliyoruz, millet olarak sendeliyoruz. Ne yapacağımıza karar veremiyoruz. Ancak Tanzimata giden yolda güzellikler de yaptık. Birkaç değişik şey yaptık. Bir tanesi de muhtarlık idi. Devlet muhtarları resmi olarak tanıdı.
İnegöl Kadısı’nın mührü. İnegöl Kadısı bunu göndermiş. İnegöl Kadısı biz diyor seçtik. De gönderdik bunları diyor. Zaten muhtar seçilmiş demek. Mahalle ve köy muhtarlıkları kurulduktan sonra. Her mahalle ve köy imam ve muhtarına böyle mühür yaptırılıyor devlet tarafından.
Şimdi burada bizim üç tane mahallemizi görüyoruz. 1834 Senesinde, 1833’te muhtarlık kuruldu, ilan edildi, bu belge 1834 senesi. İegöl’ün ilk mahallelerin adları, “mahalleyi Cuma” Buna üç tane mühür yaptırmış, birisi imamın mührü, İmam Sadrettin Efendi, Hayrullah oğlu Sadrettin. birinci muhtar, ikinci muhtar. İki tane muhtar seçiliyor. Bunların isimlerini koymuşlar. Normalde devlet isimleri istemiyor. Yani her muhtar değiştiğinde yeni bir mühür yaptırmaktansa Bunlar elden ele değiştiriliyor. Muhtarlar kendi mahallelerinin haricindeki işlere karışması istenmiyor. Mahallelerindeki asayişi sağlaması isteniyor. Şimdi böyle bir yapı kurulduktan sonra, biz. İnegöl’ün o tarihteki üç mahallesini Cuma, Sinanbey ve Yenice olarak görüyoruz. Toplam on tane mühür yaptırılmış.
İNEGÖL’de Ayan olarak Numan Paşa var, Kulacalı NumanPaşa, onu ayan tanıyor. Bir de Çukradar Zahide’leri ayan tanıyor. Hekimzade’ler arada takılıyor. Hekimzade Camii varmış daha evvelden, yokuşun başında. Ben onu hiç görmedim tabii, yetişmedik.
Şimdi bunlar İnegöl’ün eşrafı, (Belgede üstte görülen ) Evvela müdür, kaza müdürü. İnegöl o zaman kaza adı veriliyor, onun müdürü. Diğeri Çukadarzade Salih Ağa’nın mührü bu. Bu, Kaşıkçızade Mehmet, onun mührü. Bu da İnegöl’de Yenice-i gayrimüslim diye bir köyümüz var. Bugün Yenice dediğimiz köy. Ermeni köyü. Gyrimüslim cemaat başlarına Muhtar denmez Kocabaşı deniyor. Bu da resmi olarak devletin tanıdığı adam. Kocabaşı Acu Minas. Ermeni. Bu da Sadıkzade Mehmet. İnegöl’de meşhur Demircioğulları, Demircizadeler diye bilinen aile Sadıkzadeler’den geliyor esasında. Bunlar hep birbirleriyle evlilik yapa yapa gelmiş zaman içerisinde. Nuri Doğrul’ da onlardan değil mi? Yanlış hatırlamıyorsam. Bizim İnegöl’ün belediye reisi. Bu ayan eşraf ailelerinin hekimzade, İsmail Vucuh’ta. Diğer mühürler 3 tane mahalle ve 44 tane köy muhtar ve imamları.
Bu belgede İnegöl ve civarında, Bursa vilayetinde, yani Hüdavendigar sancağında, Büyük bir kıtlık oluyor. Bu büyük kıtlığın ardından ahali zorluk çekiyor diye toplanan vergiden on bin kuruşu Abdülmecit, bu tarihte padişah, Toplanan vergiden halka hibe ediyor.. Ama halkın da fakir, aciz durumda olanlarına. Şu ibarede kadı’nın yazdığı “biz , hak sahiplerini bir defter halinde tespit ettik ve bütün köy muhtarları, imamları, İshakpaşa Camii’nin yan tarafına topladık, Bütün paraları orada elden teslim ettik” . Bursa’dan tayin edilen görevli memur o esnada orada bulunmuş. Halk da eşraf da herkesin şahitliği altında.
İnegöl’ün mahalle teşkilatıyla ilgili çok güzel bir plan göstermek istiyorum.

Alexander Raymond 1867-1970 arası doğmuş. Çok önemli bir sanat tarihçisi, mimar,haritacı, on parmağında on marifet olan bir insan Alexander Raymond. 1922’de Türkiye’yi terk etmiş 1923’te de çok önemli bir kitap neşretmiş. Bu zat bizim İnegöl’e tahminen 1888 ile 1892 arası gelmiş. Bu harita ya o zamanla ait, yani 1888, 1892 yahut da devlet 1917-18’de resmi olarak bunu İnegöl’ün haritasının çıkarılmasına memur etmiş. Yani o devrin görevlisi olarak da İnegöl’e gelmiş. Yanında da bir Alman Max Müller isminde.
Haritada ilginç olan bir şey İnegöl’ün içinde Amazon deltası gibi dereler geçiyor. Burhaniye Mahallesi. Yani şu derenin şu alan olduğu gibi Burhaniye Mahalesi. Bin sekiz yüz seksen sekiz doksan iki arasını düşünerek söylüyoruz. Burası Orhaniye Mahallesi, Hamidiye Mahallesi, Mahmudiye Mahallesi. Yazılı olaraktan dört tane mahalle var. Ama bizim bildiğimiz, burada Sinan Bey var yazmış, bir de Cuma Mahallesi var. Cuma Camii, medrese İshakPaşa, Çınarlaraltı, kent müzesi ve eski belediyenin bulunduğu ada. Bedestenin bulunduğu ada, İshakpaşa yanında bir grup dükkan görüyoruz. Bu dükkanlar 60’ların başında mı yıkıldı Köfteci ne zaman oraya taşındı? 60’Ların başında. Orası kapalı çarşının olduğu yer. Köfteci şu köşeydi. Meşhur İnegöl Besler Köftecisi şuradaydı. Sonra buraya geçti. Çifte Fırın. Bedesten’in köşesi. Şimdi bu Gazipaşa okulu, eski Sadıkzade okulu. Enteresan olan çıkmaz sokaklar. Her yer çıkmaz sokak, görüyorsunuz. Bak, şu ana cadde, Kasım Efendi Caddesi, Suyolu Caddesi. Kasım Efendi Caddesi’ndeki sokakların hepsi, çıkmaza, tatarlık. Şu kadar ev arasında bitiyor. Çıkmaz sokak. İnegöl’ün mahalle teşkilatının 19. Yüzyılın sonunda bile beş asır evvelki şehircilik şekli var.
İNEGOL 1907 SALNAMESi’nden İNEGÖL fotoğrafı
1487 1572 Tahrir defterleri mevcut. Burada inegöl’ün adı geçiyor. Bunlarda İnegöl’ün dört mahallesi var başlangıçta. İlk defterlerde Cami Şerif Ve İshak Paşa İmareti diye. Yani cami şehrinin Cuma Mahallesi var, Bir de İshak Paşa İmareti Mahallesi var. Sonra bu mahalle ortadan kalkıyor. Ama bilgi olsun diye bırakıyorum burada o notu. İshak Paşa’nın imareti bugün yok ortada.
Yalnız erkekler sayılıyor. Bu defterler, vergi almak için, bir de askeri adam toplamak için. Kadınları zaten sayamıyorsun. Zamanında nüfus memurları kadınları saymaya kalkmışlar. Bin sekiz yüz, yetmiş dört zannederim. Kadınlar da sayılsın diye . Tabii sayım memurlarının kadınları ve çocuklarını görmesi gerekiyor. Kadınları görmek isteyince bir alayı sopa yiyorlar her köyde. sonra zabitlerle ve neferlerle gidiyor sayıma. Asker dövme büyük suç o devirde.
İnegöl’ün mahallelerinde sakini olarak gayrimüslim yok. Ama geçici nüfus halinde var. Mesela o devirde fırıncılık, müslümanların yapmaktan çekindiği bir iştir. Una basmak, kafirlik veyahut da cehennemlik olmakla eş değerdi. O yüzden bütün Fırıncılar gayrimüslim, Rum Fırıncılar gelir İnegöl’e.
Osmanlı Döneminin sonlarında İnegöl’e göç oluyor. 93 Harbi’nden itibaren. Bu göçmenlerin gelmesiyle kurulan mahalleler var. İnegöl’ün 1299’da Turgut Alp’ın İnegöl’ü fethetmesinden 1879’a kadar halkı yerli. Hiç öyle dışarıdan kimse yok. Rum, Ermeniler Yenice Köyü’ne 1600’lerin ortasında geliyorlar. Daha önce orası da Türk köyü. Ama Ermeniler o tarihte İpek yetiştirmeyi çok iyi biliyor. Cerrah ve Yenice’de 8 ile 14 arasında değişen fabrika kurulmuşlar.Bazen birisi kapanıyor, bazen birisi açılıyor. Sayıları değişiyor. Ve bu iplikleri bunlar üretiyorlar. Ve o yüzden hem refah durumları çok yüksek, güçlü, yani zengin adamlar . yabancı yok İnegöl’de. Herkes birbirini tanıyor. 93 Harbi sonrası Rumeli göçleri başlayınca Bursa’da olduğu gibi İnegöl’e de bol miktarda geliyor. Tatarlar, tatarlık dediğimiz mahalleye. Muhacirler, Bulgaristan’dan gelen Türkler kastediliyor. Arnavutlara muhacir denmiyor. Bulgaristan’dan gelen, Türkçeden başka bir dil bilmeyen, asıl Türk buradan gitmiş olan insanlara muhacir deriz. Mesela 1924 mübadillerine mübadil denir. 1924’Ten önce veya sonra gelen hiçbir kimseye mübadil denilmez. Bunlar kanunla gelmişler buraya.
İnegöl’e de geldiler. İnegöl’de ufak ufak derken bir mahalle kurdular. Bilhassa Kosova,Makedonya’dan Balkan göçmenleri Muradiye mahallesikuruyorlar. Şimdi bugün bu Muradiye mahallesi yok.
İnegöl’de, o devirde Muradiye mahallesinin verilmesinin sebebi de padişah 5. Murat var, Herhalde onun adına muradiye deniyor. 440 Hane mevcuda ulaşmış Muradiye Mahallesi. Büyük bir rakam. Yani 50 hane bir mahalle oluyor Osmanlı’da normalde. 440 Olunca çok büyük 2 tane camileri varmış. İkiye bölelim diyor ve bölüyorlar. Bir mahalleye bir cami, bir mahalleye bir cami ayırıyorlar. Yeni mahalleye de Burhaniye diyorlar.
526 Haneye bağlı olmuş o mahalle. 3’e bölünüyor. Hamidiye, Osmaniye, Orhaniye. Bu da bugün yaşayan mahalleler. Bunlar bizim İnegöl’ün mahalleleri ilgili son bilgilerimiz Osmanlı dönemi için.
Her mahallede bir cami var ya, bizim İnegöl’ün ilk camisi Yıldırım Beyazıt’ın yaptığı Cuma Camii. Bu camiyi Alexander Raymond geldiğinde çatısı, eski usulü düz çatı haliyle görmüş ve onu resmetmiş. Onun da belli bir kopyası bulamadık. Şimdi o çatıda, camide Yıldırım Beyazı zamanında kaldığı için İnsanlar içine girmeye korkuyorlar. Yıkılacak, yüklesen yıkılacak vaziyette. Abdülhamid’e bir proje sunuyorlar. Bu bugün mevcut olan Cuma Camisi’nin projesi. Bu şekilde 1895 Tarihinde yapılıyor. Bu da İnegöl’deki ilk mahallemizin ilk camisinin Son hali,










